güzel şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzel şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2011 Salı

Sinemacının İşi ?

"...Arar, düşler; düşler, arar; işi bu sinemacının. Bulup buluşturacak, bir yastığa yatıracak düşle gerçeği. Ozanlar gibi... Bulamamışsa? Gene düşleyecek, gene arayacak. Gene olmuyorsa, bıraksın sinemayı... Gerçekle düşü düşman etmişse, nerede kaldı onun sinemacılığı? Ne düş biter, ne gerçek. Sen bitmemişsen doğal ki... Dedik ya ozanlar gibi..."

Vedat Türkali'nin 13 Ocak 1982 tarihli Sinema Gençtir yazısından.
Devamını Oku

21 Kasım 2010 Pazar

Philippe Halsman

Bilenler bilir ağır bir dergi hastalığım vardır benim. 6 yaşında kendi dergimi çıkartıyordum o kadar hastalıktır. Dergileri alırım, bulurum, arşvlerim, döner döner okurum, her okuduğumda bir dergiyi mutlaka yeni bir şey bulurum. Kaç kere okumuş olursam olayım mutlaka bulurum ve bu duyguyu severim. Neyse... Bugün sabah eski dergilerimden birini karıştırırken dönem dönem fotoğraflarıyla bir şekilde karşıma çıkan bir fotoğrafçıya rastladım. Hemen herkesin en az bir fotoğrafını bildiğine eminim ve aynı şekilde pek çoğunun da ismini bilmediğine. Ben sabah kendisiyle karşılaşmaktan çok heyecanlandım. Sizinle de paylaşayım istedim. Fotoğraflarını ismiyle birlikte hatırlayalım diye.

Fotoğrafçıyla ilgili bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. Ama 2007/3 sayılı İz dergisinde Ahmet Tulgar'ın kendisiyle ilgili yazdığı yazıdan bir bölümü çok beğendim. Onu fotoğraflarla beraber buraya almak istedim.

"Yıldız, kendisini değil yansıttığını temsil eder. 
Yıldız kendisini değil, kendisinden yansıyanı temsil eder.
Yıldız kendisini değil, kendisine bakıldığında görüleni temsil eder.
Yıldız, kendisiyle temsil ettiği arasındaki mesafe büyüdükçe yıldızlaşır.
Yıldız kendisinden uzaklaştıkça görüntüsü netleşen, parlaklaşandır.
Bir fotoğrafçı eğer yıldızların fotoğrafını çekmekle iştigal ediyorsa, her defasında aynı sorunla karşı karşıya kalır : ışık mı obje mi?
Işığın mı peşine düşmelidir? Objenin mi?
Obje ve ışık, bir yıldız söz konusu olduğunda hem aynı şeydir hem de birbirinden çok farklı iki şey.
Obje kendisinden yansıyan ışığa o kadar benzer ki., benzemiştir ki, her an sadece bir göz kamaşmasını çekme tehlikesiyle karşı karşıyadır fotoğrafçı. 
Ya da bu göz kamaşması o kadar korkutur ki fotoğrafçıyı, bu yüzden, bu yüzdeki gerçeği kaybetmekten o kadar korkar ki fotoğrafçı bu ışıkta, bu kadar ışıkta, ışıktan kaçar ve kaçtıkça yıldızını, yani çekim objesini de kaybeder.
Elinde kalan karanlıktır, bir yıldız değil artık.
Halsman bu iki sorunu iki farklı yöntemi bazen aynı karede bazen de farklı karelerde uygulayarak aşıyor ve yıldızlardan gerçeği, gerçekten yıldız üretiyor.
Yıldız artık sadece ışığını değil fotoğrafçıyı da temsil etmektedir."

1947 - Albert Einstein

1952 - Marilyn Monroe

1948 - "Jack-of all-trades"

1959 - Edward Steichen



1948 - Salvador Dali "Dali Atomicus"


1950 - Marlon Brando

1955 - Audrey Hepburn

1948 -Merce Cunningham




1951 - Dean Martin & Jerry Lewis

1958 - Windsor Dükü ve Düşesi

1962 - Alfred Hitchcock

Devamını Oku

14 Şubat 2010 Pazar

Erkekliğin Tanımı : Testosteron

Uzun zamandır gitmek isteyip de bir türlü gidemediğim bir oyundu Testosteron. Benim ilk gitmeyi düşündüğüm zamanlardan bu yana araya bir sürü iş girdi, tatil girdi, kadroda Fırat Tanış'ın yerine Onur Ünsal geldi derken en nihayetinde oldukça kararlı davranarak bir arkadaşımla işi biraz da inada bindirip nihayet bu akşam oyuna gittik. Uzun süre izlenmeyi bekleyen oyunların genelde benim açımdan bir dezavantajı oluyor o da beklentinin artması. Her ne kadar oyunla ilgili yazı, eleştiri ya da haber okumamaya çalışsanız da bir şekilde çevrenizdekilerden, biraz ordan biraz burdan derken kafanızda bir taslakla gidiyorsunuz oyuna ve genelde de bu taslak sizin beklediğiniz gibi çıkmıyor. Testosteron'da da öyle oldu. Beklediğim gibi çıkmadı evet. Beklediğimden kesinlikle çok daha iyi çıktı. İşte bunu hiç beklemiyordum. Oyuncuların oyunculuk kalitelerini her ne kadar biliyor olsam da gene de bu kadar keyif alacağımı, güleceğimi, beğeneceğimi beklemiyordum. (İtiraf edeyim ben tiyatro oyunlarında biraz gıcığım galiba. Öyle gülümserim, hafiften gülerim falan ama kahkaha attığım pek görülmemiştir.)

Kadrosunu; Metin Coşkun, Onur Ünsal, Emre Karayel, İnan Ulaş Torun, Mert Fırat, Timur Acar ve Tuna Kırlı'nın oluşturduğu  oyunla ilgili ayrıntıyı buradan öğrenebilirsiniz. Ben oralara çok girmek, içeriğe dair haddim olmayan laflar etmek istemiyorum ama kıyısından köşesinden biraz bağlantılı bir izleyici olarak çok beğendiğimi ve hatta bir ikinci seansı izlemek istediğimi söyleyebilirim. Son bir dipnot olarak da oyuncuların sadece oldukça uzun sayılacak oyundaki enerjik oyunculuklarına değil aynı zamanda müzik performanslarına da dikkat etmenizi öneririm. Tavsiyemdir.
Devamını Oku

11 Şubat 2010 Perşembe

Gadjo Dilo, Çingene Köyünde Bir Yabancı

Her ne kadar sinema okumuş ve işi de hayatı da bu olan biri olarak normal ve beklenen olsa da aslında film eleştirisi falan yazmak istemiyorum ama arada çok beğendiğim filmleri bu blogu/yazıyı okuyan bir iki kişiyle paylaşmak istiyorum. Çünkü en iyi filmler hep tavsiyelerden çıkar. Bu filmi bana bir arkadaşım (Fatma'ya selam) tavsiye etti. Şimdi de ben size tavsiye ediyorum. 


Gadjo Dilo 1997 yapımı çingenelerle ilgili bir film.  Şöyle bir nette araştırma yaparsanız film için "en gerçek çingene filmi" şeklinde laflar bulabilirsiniz. Bunu yazan-söyleyen arkadaşlar, eleştirmenler hayatlarında kaç tane çingene tanımış, kaçının yaşadığı yere gitmiş, gözlem yapma imkanı bulmuştur bilemiyorum ama benim öyle bir deneyimim pek yok. Dolayısıyla size derdini çok iyi anlattığı ve etkileyici olmasının yanında ne kadar da gerçek bir film söyleyemem ama kendisi de çingene olan filmin yönetmeni Tony Gatlif ve filmin çoğunluğunu oluşturan çingene oyuncuları söyleyebilir. O yüzden tavsiyemdir.
Devamını Oku

11 Ocak 2010 Pazartesi

Ücretsiz Kısa Film Kursu

Hep eleştiri olacak değil ya. Arada güzel işleri de takdir edeceğiz. Bunlardan biri de bugün facebook alemlerinden bana gelen bir mesaj içeriği ile ilgili. Birebir tanımadığım bir şahıs Kadir Köymen. Ama aşinalığım var bir şekilde kısa film camiasından ve bildiklerini kendine saklamak yerine insanlara sunmayı, paylaşmayı, öğretmeyi seçiyor ki işte takdir edilesi tarafı budur. Alışkın olunan davranışlar değil ne de olsa. Ocak ayı sonunda Ankara'da ücretsiz bir kısa film kursu düzenliyor. Uygulamaya dayalı. Kendi bildiklerini paylaşmaya dayalı. Ayrıntılar için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz. İlgilenebilirsiniz. İlgilenmeyenlerse ilgilenenlere ulaştırabilirsiniz.Buyrunuz. 


Heval. 


Devamını Oku

23 Aralık 2009 Çarşamba

Siirt Barosu 1. Ulusal Kısa Film Festivali

Bir süre önce jürisinden dolayı eleştirdiğim ve bunu "Duyurulmayan Yarışma! Neden ki?" adı altında bu blogda yayınlamakla beraber kendilerine de mail yoluyla ilettiğim bir yazı yazmıştım. Yarışmanın yetkilileri oldukça olumlu bir yaklaşımla geri dönüş yaptılar ve daha iyi bir organizasyon için beraber çalışmaya karar verdik. Yarışma formatından uzaklaşıp; kısa filmcilerin, sinemacıların ve halkın birlikte sadece kısa film izledikleri değil aynı zamanda hep birlikte kısa film konuşabilecekleri, atölyelerle de desteklenen bir festival haline getirdik. Son katılım tarihi 1 Mart 2010 olan festivalin ayrıntılarını aşağıdaki linkten öğrenebilirsiniz.

http://kisaiyidir.blogspot.com/2009/12/siirt-barosu-1-ulusal-ksa-film.html


Heval Hazal Kurt
Devamını Oku

19 Aralık 2009 Cumartesi

Kısa İyidir

Bir süredir işlere kendimi fena kaptırdım, blogla ilgilenemedim farkındayım. Zaten yeni olan bir blogla ilgilenmemek de biraz ayıp tabii. Biraz kendimi toplayıp geri geldiğimde ise blogda bir şeylerin ters olduğunu gördüm. Bir yandan kendi yazılarım bir yanda festival duyuruları sanki iki ayrı dünyadan iki ayrı insanın yazdığı bir alan gibi. İşin aslı çok hoşuma gitmedi. Bu sebeple kısa filmle ilgili duyuru ve yazıları toparlayacağım ayrı bir blog açma kararı aldım. Almamla açmam da bir oldu. Aşağıda linkini bulacağınız diğer blog sadece kısa filmle alakalıdır. Sadece festival ve yarışma duyurularını değil aynı zamanda kısa filmle ilgili deneyim, yazı ve röportajlar da yayınlamak niyetindeyim. Kısa İyidir ismi de bizim kısa filmle ilgili hazırladığımız programdan alınma. Bir süre sonra programın içeriğindeki konuları da eklediğimizde oldukça güzel ve geniş bir içeriğe sahip olacaktır benim de şahsi hayatım olan bu bloga bulaşmayacaktır diye düşünüyorum. Bazılarınızın bu duyurularla alakalı burayı takip ettiğini bildiğimden bu haberi duyurmak ve beni izlemekten vazgeçmeniz halinde herhangi bir kırgınlık olmayacağını belirtmek isterim :)


Sevgiler.
Heval.


Devamını Oku

8 Aralık 2009 Salı

Film Müziği

Herkese tekrar merhaba. Bayadır ilgilenemedim sayfayla işlerden dolayı ama az kaldı dönüyorum. Öncesinde de küçük bir haber duyurayım dedim. (Bunu yaz diyen Elke'ye de ayrıca teşekkür edeyim yeri gelmişken)

Kısa film çekenler bilir festivallere veya yarışmalara filmlerinizi gönderdiğinizde sizden filminizde kullandığınız özgün eserlere dair telif hakları ya da gerekli izinleri almış olmanızı isterler. Bu özellikle de müzik kullanımı söz konusu olduğunda daha da ciddi bir hal alır. Filmlerinizde kullandığınız müziğin filme özgü olması ya da en azından gerekli teliflerinin alınması veya kullanım izninin alınması hem sizin hem filminiz açısından doğru ve profesyonel bir yaklaşım olacaktır. Üstelik bu tarz ortak çalışmalarda iki tarafında birbirini teknik ve fikirsel olarak geliştireceği çok açık. Bu sebeple bana gelen bir mesajı aynen sizinle paylaşmak istiyorum.

Heval Hazal Kurt


"Merhaba. Arkadaşların çektikleri kısa filmelere "özgün" müzik yapma teklifinde bulunmak istiyorum. Hiçbir maddi karşılık beklemeden yardımcı olabilirim. Yaptığım müzikleri iş başvurularında referans olarak kullanacağım.Grup üyelerine benim adıma toplu mesaj atarsanız çok memnun olurum.cetin.karahan82[at]gmail.com 'dan mail ile ulaşabilirler"
Devamını Oku

Takip Et